109 alttext missing

Cep Telefonu ile İyi Fotoğraf Çekmek Mümkün

Canon Explorer, Fotoğraf elçisi Sinan Çakmak, AquaLife okurları için cep telefonuyla iyi fotoğraf çekmenin sırlarını yazdı, pratik bilgilerle ve tavsiyelerde bulundu:


“En iyi fotoğraf makinesi yanında olandır” diye kestirip atıyorum. Oysa çoğu fotoğrafçı gibi ben de ekipman üzerine tartışmayı severim. Makinenin hızlısı, objektifin keskini, sensörün son teknolojisi... Bitmek bilmez konulardır. Ama bu sefer kafam karışık, uzatmak istemiyorum. Tereddüdümün farkına varan, masadaki kadim foto muhabiri arkadaşlarım arasından şaşkınlık içinde “yoksa... yoksa sen de mi?” nidaları yükseliyor. “Evet!” diyorum, cebimden yeni aldığım fotoğraf makinesini çıkartıyorum.


“En iyisi bu”. Tartışma kesileceğine iyice alevleniyor; içinden çıkılmaz hale dönmek üzereyken “Neticede” diyorum, “Sadece kameram değil, fotoğraf işleme programlarım, arşivim, hepsi bunun içinde. Ve her zaman yanımda!”. Son olarak dayanamayıp ekliyorum: “Üstelik maillerime bakıyorum, internete giriyorum, oyun bile oynuyorum! Var mı diyeceğiniz!”. İtirazlar kesiliyor. iPhone 6’mı, sessizce cebime geri koyuyorum. Çekincelerinde tamamen haksız değiller esasında.


Tüm bu “en çok ve hepsi dual piksel”, “super digital zoom”, “karanlıkta gören”, “tüm titreşimleri yok eden” özellikler, cep telefonlarının becerilerini göstermek için değil, eksiklerini ve sınırlarını saklama çabasının ürünleri. Ama “olsun”. Sınırlar, yaratıcılığımızı tetikleyen, esnetmek için kurnazca yöntemler bulduğumuz zihin açıcı kapılar değil midir esasında? Cep telefonuyla iyi fotoğraf çekmenin yolu, fotoğrafın en önemli unsuru olan ışığın farkında olmaktan geçiyor. Şunu unutmayın: Önemli olan ışığın düştüğü (aydınlattığı) yerdir. Ailenizin fotoğrafını çektiğinizi düşünün. Işıklı olsun diye sevdiklerinizi geniş bir camekanın önüne yerleştirmeniz, aydınlık bir fonun üzerinde karanlık figürler halinde gözükmelerine neden olacaktır ancak. Işık vardır ama yanlış yere düşmektedir; çekmeye çalıştıklarınız gölgede kalmıştır.


Elinizle ışık kaynağını hareket ettirebilseniz keşke! O zaman insan yüzünün ve vücudunun nasıl bir heykel gibi şekilden şekilde girip bazen güzel, bazen saklanması gereken taraflarının öne çıktığını fark edebilirdiniz. Ama durun bir dakika! Bunu yapabilirsiniz. Aynı camekanın (vitrinin, lambanın, güneşin(!)) önüne geçin. Işığı hareket ettiremiyor olabilirsiniz, ama modellerinizi kendi ekseninde çevirebilir, siz de onların etrafında dönebilirsiniz. Böylece en güzel yanlarını aydınlığa çıkarabilir, “karanlık” taraflarını da gölgede bırakabilirsiniz. Tek yapmanız gereken bakmak. Işığın yönünün fotoğrafa nasıl derinlik kattığını, üç boyutluymuş etkisi yarattığını anlık olarak cep telefonunun ekranından görebilirsiniz. “Bunu profesyonel bir DSLR’nin optik vizörüyle yapamazsınız” diyorum masadakilere. Burun kıvırıyor arkadaşlarımdan çantasız ve dolayısıyla makinesiz gezeni. “İyi ışıkta her makine iyi çeker!” diye itiraz ediyor.


Işığın yönü önemli, peki ya miktarı az ve ortam karanlık ise? Bu durumda makinemizin -yani telefonumuzun- titremesi uzayan pozlama sürelerinde fotoğrafa yansıyacak, net ve keskin sonuçlar elde etme olasılığımız iyice düşecektir. Bu durumda cep telefonlarının iki dezavantajı vardır. Küçük olan sensörleri (megapiksel sayısı bundan bağımsızdır) ve ergonomileri. Bunlar fiziksel ve değişmeyecek özellikler olduğuna göre çözümü bulmak yine bizim yaratıcılığımıza kalıyor.



 

Ellerimiz, yaşımızın gençliğine(!) rağmen yine de mutlaka titrer. Bu titremenin makinemize yansımaması için bir çözüm bulmamız gerekiyor. Ay ışığında yarım saat pozlama süresiyle çektiğim fotoğrafı, her zaman yanımda taşıdığım albümde -yani telefonumda- bulup gösteriyorum arkadaşlarıma. “Tripodsuz da gayet güzel sabitleyebiliyorsunuz işte makinenizi”. O durumda yumuşak bir yan çantayı kum torbası gibi yere koymak, üzerine de makinemi yerleştirmek yetmişti. Cep telefonumu ise bir seferinde alışveriş merkezinin süs ağacının dalına sıkıştırmış, istediğim açıyı bulamayınca da kum/ gübre karışımına gömmüştüm! Tabii genellikle telefonu bir bardak kenarına veya korkuluk ucuna dayamak, sabitleme işini görüyor. Buna ek olarak self-timer (otomatik deklanşör) modunu kullanmak, çekim için parmağımızla deklanşöre basarak titreşim yaratmamamızı sağlamış olur.


Düşük ışıkta dikkat etmemiz gereken son husus ise, sadece bizim değil, çektiğimiz kişilerin de titrememesine, yani fazla hareket etmemesine dikkat etmek. Bazı telefonlar görüntü sabitleyici ile el titremelerinin yarattığı keskinlik kaybının önüne geçmeye çalışıyor. Eğer telefonu kamerası için satın alıyorsak ve bu özellik vaat ediliyorsa bunun “optik” sabitleyici olmasına dikkat etmeliyiz.


ÇEKİM SONRASI İÇİN ÇOK SAYIDA UYGULAMA VAR. FOTOĞRAFINIZA İŞLEM YAPMADAN ÖNCE ORİJİNAL HALİNİN SAKLANDIĞINA EMİN OLUN.


Kendisi dijital olan makinelerde, dijital adıyla sunulan her özellikten kaçınarak, varsa mekanik optik olanlarını tercih ediyor olmamız önemli ve farkında olmamız gereken bir tezat. “Dijital görüntü sabitleyici” sensörün ışığa duyarlılığını elektronik olarak arttırır ve bu fotoğrafta grenleşme/ noise ya da kısaca kir yaratır. Dijital zoom görüntüyü optik olarak değil, içinden seçtiğimiz detayı alarak büyütmektedir, yani şişirmektedir. Dolayısıyla kaliteyi ciddi anlamda düşürmektedir.


Bu özellikler ancak optik olarak sağlanıyorsa anlamlıdır. Çekim aşamasında dijital zoom yapmakla daha sonraki herhangi bir aşamada fotoğrafı kadrajlamanın teknik olarak bir farkı yok. Pratikte ise daha sonra yapacağınız kadraj daha itinalı olacaktır. Ama bunun her halükarda fotoğrafın kalitesini düşüreceğinin farkında olursanız, mekanik zoom yaparak, yani ayaklarınızı kullanarak çekeceğiniz olaya yaklaşırsınız. Tabii başkalarının önüne geçmek, tehlikeye fazla yaklaşmak pahasına!


Bu konuda vicdanınızı, büyük fotoğrafçı Robert Capa’nın “Fotoğrafın yeterince iyi değilse, yeterince yaklaşmamışsındır.” sözünü hatırlayarak rahatlatabilirsiniz.


Bir başka büyük fotoğrafçı Henri Cartier-Bresson ise “karar anı”na dikkat çekmiştir. Atmosfer ışıktaysa, duygu andadır! Fotoğrafını çektiğiniz yakınlarınıza poz verdirerek bir belge elde etmek iyidir, hoştur. Peki seyahatlerinizde, gezilerinizde, güzel günlerinizde yaşadığınız duygular ne olacak? Bunları yakalamaya önem vermeliyiz. Çocuğumuzun akvaryumda köpek balığını ilk gördüğü andaki heyecanı değil midir bizim her zaman hatırlamak istediğimiz duygu? Ya da sevgilimizin bize poz verip yalandan gülümsediği değil de, gerçekten mutlu olduğu, dalıp gittiği doğal bir anı değil midir yakalamak istediğimiz? Ben bunun için her zaman yanımda bir makine, en iyi makineyi taşıyorum. Kadim foto muhabiri çevremden dışlanmak pahasına!