185 alttext missing

Sonbaharda Arkeolojik Keşifler

Ege bölgesi binlerce yıl birçok uygarlığa ev sahipliği yaptı. Bu uygarlıklar yaşadıkları coğrafyayı görkemli anıtlarla donattı. Sonbahar antik kentleri gezmek için en uygun mevsim.


Bergama

Adı dönemin yerel Anadolu dilinde kale, korunaklı yer anlamına gelen dönemde Attalos hanedanlığının başkentiydi. Kent siyasi olduğu kadar kültürel bir merkezdi; kitaplığında 60 bin eser bulunuyordu. Mısır’ın kâğıt ambargosu üzerine kendi kâğıtlarını, parşömeni icat etmişlerdi. Lucius Ampelius’un kitabında dünyanın harikaları arasında gösterdiği Zeus Sunağı da bu dönemde yapıldı. Berlin Pergamon Müzesi’ndeki sunağın kabartmalarında Gigantlar ve Olympos Tanrıları arasındaki mücadele işlenmişti. “Dünyanın en eski sosyalist ayaklanması” olarak da tanımlanan Aristonikos Ayaklanması egemenlerin buyruklarıyla ezilen yoksul sınıflar tarafından krallığın Roma’ya bırakılması üzerine burada başlatıldı. Hellenistik kent Roma döneminde giderek daha görkemli bir hâl aldı. Antikçağda olduğu gibi bugün de kente yaklaşan her ziyaretçinin gözüne ilk Traian Tapınağı çarpar. Roma döneminde kente kazandırılan etkileyici yapılardan yalnızca biridir o. Bergama tüm görkemiyle sizi bekliyor...


Efes

Efes (Ephesos) sadece İzmir’in değil Türkiye’nin de en ünlü antik kenti. Bir liman kenti olarak İÖ 10. yüzyılda kurulan Ephesos, Hellenistik ve Roma dönemlerinde görkemli zamanlarını yaşadı. Nüfusu 200 bin kişiye ulaşan kent Roma döneminde Asia eyaletinin başkenti oldu. Dünyanın yedi harikasından biri kabul edilen İÖ 6. yüzyıla ait Artemis Tapınağı, İÖ 356 yılında adını tarihe geçirmek isteyen Herostratos tarafından yakıldı ve aynı yüzyılda yeniden inşa edildi. Mozaikleri, duvar freskleri ile korunan çok katlı zengin evlerinin bulunduğu Yamaç Evler bugün koruma altında. Roma dönemi Ephesos’unu, döneminin tüm kentsel donanımlarını doğal çevresine uydurmuş, kendine has planı ile birlikte görürüz. Celcus Kütüphanesi, Traianus Çeşmesi gibi özel yapıların yanı sıra Ephesos’un çevresinde Hz. Meryem adına inşa edilen ilk kiliseden St. Jean Kilisesi ve İsabey Camii’ne kadar çok sayıda yapı bulunuyor.

Aigai

Manisa’nın, Yunusemre ilçesine bağlı Yuntdağı Köseler Köyü’nün iki kilometre güneyindeki Gün Dağı’nın üzerinde, kısmen ayaktaki görkemli harabeleri ile dikkati çeken Aigai kentinin adı kimi araştırmacılara göre “Toprak Ananın Yeri”, kimilerine göre ise “meşe” anlamına gelir. Herodotos Aigai’yi 12 Aiolis kentinden biri olarak sayıyor. Pers işgalinden etkilenmediğinden, birçok eşzamanlı kentten farklı olarak arkaik dönem kalıntıları açısından zengindir. Helenistik dönemde, İÖ 218’de Pergamon Krallığı, daha sonra da Roma egemenliğine giren kent, bölgedeki diğer yerleşmeler gibi İS 17’de depremle sarsıldı. Bu yıkımın ardından İmparator Tiberius’un yardımlarıyla yeniden inşa edildi. Gün Dağı’ndaki antik kent, arazinin yapısına uygun şekilde teraslar üzerinde kurulmuş ve sur duvarlarıyla çevrelenmişti. Kentte üç katlı agora, sütunlu galeri, tiyatro, gymnasion, meclis yapısıyla İÖ 2. yüzyıla ait Demeter’e adanan ve İÖ 48’de Prokonsül Servilius İsauricus’un Apollon Khesterios için yaptırdığı tapınak kalıntıları görülebilir.


Asklepieion

Bergama’nın merkezinden sonra Asklepieion tabelasını takip ederseniz yaklaşık üç kilometre sonra Asklepieion’un girişine varırsınız. Girişte her iki tarafı sütunlu taş yoldan geçerek ana meydana giriliyor. Via Tecta’da (Pazar Yolu) yürümek gerçekten heyecan verici. Bu, aynı zamanda sağlık merkezine ulaşan anayol. Ana meydanda da birçok mermer sütun bulunuyor. Meydanın tam ortasındaki antik çeşmeden akan su ve yanındaki ağaç sıcaktan bunalanlar için kurtuluş noktası. Asklepieion kutsal alanı, antikçağın önemli sağlık merkezilerinden biriydi. Geçmişi İÖ 4. yüzyıla kadar uzanıyor; İS 5. yüzyıla kadar kullanıldığı biliniyor, yani yaklaşık 900 yıl sağlık dağıtan bir merkez olmuş burası. Burası aynı zamanda dönemin ünlü hekimlerinin yetiştiği önemli bir tıp okulu ve dünyanın ilk psikiyatri hastanesi. Yüzyıllar önce buradaki hekimler hastalarını çamur banyoları, meditasyon, aromaterapi, su ve müzikle tedavi ediyordu. Asklepieion, ismini Apollon’un oğlu Sağlık Tanrısı Asklepios’tan alıyor. Apollon’un âşık olduğu Koronis, karnında Apollon’un çocuğunu taşımasına rağmen Arkadialı İshkys ile evlenir. Apollon çok sinirlenir ve ikisinin de yakılarak öldürülmesini söyler. Apollon, Koronis’i henüz ölmeden ateşten alır ve karnını yararak oğlunu, yani Asklepios’u dışarı çıkarır. Oğlunu yetiştirmesi için yarı insan, yarı at olan Khrion’a verir. Khrion, Asklepios’u yıllarca sağlık konusunda yetiştirir. O kadar ilerler ki umutsuz hastaları bile iyileştirmeye başlar. Bu başarısı, “Sağlık Tanrısı” olarak ünlenmesine yol açar.


Detaylar için Aqua Life'ın yeni sayısına göz atabilirsiniz.