135 alttext missing

Sualtı Dünyasının Renklerini Yakalayın

Sualtı, fotoğrafçılar için yepyeni bir dünya. Kullanılan teknik cihazlar, su üstündekilerle temelde aynı olsa da bu ortamda çekim yapmak bambaşka bir disiplin gerektirir. Ali Ethem Keskin, sualtı çekimi için teknik gereksinimlerini, ekip çalışmasını, ışık kullanımını, farklı bakış açılarını yazdı.


Sualtı günlük yaşantıdan oldukça farklı bir ortamdır. Her şeyden önce sualtında fotoğraf çekebilmek için yeterince dalış tecrübesine sahip olmak gerekir. En az yüz adet dalış yapmış olmak fotoğraf çekme işlerini kolaylaştıracaktır. Çünkü dalışlarda kullanılan ekipmanlara hakim olmak, akıntı ve yüzerlik kontrolünü, hava denetimini içgüdüsel yapacak bir düzeye erişmiş olmak gerekir. Sualtında bir yandan kadraj, enstantane ve netleme gibi ayarlarla uğraşırken diğer yandan dalışla ilgili denetimleri bir arada yürütmek oldukça zor bir uğraştır. Fotoğrafçının dalış eşine de sualtında oldukça fazla iş düşer. Bir başka deyişle dalış eşi fotoğrafçının arkasını toparlar. Ona gerekli uyarıları yapar.


Sualtında fotoğraf çekmek tamamen bir ekip işidir. Fotoğrafçının dalış eşi ne kadar deneyimliyse, sualtını ne kadar iyi biliyorsa, canlıları ne kadar iyi tanıyorsa fotoğrafçı da o kadar başarılı olur. Profesyonel fotoğrafçılar bazen onlarca kişilik ekiplerle dalarlar. Sualtında objektif değiştirebilme lüksü yoktur. Bazı amatör kameralarda bu özellik bulunur. Ancak profesyonel çekimler için bu tip fotoğraf makinelerinin ürettiği görüntüler yeterli olmaz. Bu sorunu aşmak için profesyonel sualtı fotoğrafçıları birden fazla makineyi aynı anda sualtına indirirler. Ekipte yer alan görevli kişiler bu ekipmanları taşırlar. Fotoğrafçı, örneğin yakın çekim bir çalışma yapacak ise o makineyi görevliden alır ve çekimlerini yapar. Daha sonra geniş açı bir çekim gerçekleştirecek ise elindeki makineyi görevliye geri verir ve diğer kişiden geniş açılı makineyi alarak çekimlerini yapar.


Sualtındaki doğal ortam da çekimleri zorlaştırır. Su, havadan çok daha yoğun bir ortam. Sudaki objeleri görebilmek için gerek göz gerekse fotoğraf makinesi arasında bir hava boşluğunun olması gerekir. İki farklı yoğunluktaki ortamın bir arada bulunması ile ışığın kırılma etkisi ortaya çıkar. Bu nedenle sualtında objeler kendi büyüklüklerinden ortalama yüzde 34 daha büyük ve yüzde 25 daha yakındaymış gibi görülür. Bu durumun hem avantaj hem de dezavantajları ortaya çıkar. Yakın çekim makroda avantaj sağlar objeye fazla yaklaşmadan daha büyük görüntülenebilir. Dezavantajı geniş açı çekimlerde yaşanır objeyi kadrajın içine sığdırmak zorlaşır. Sualtında kaliteli ve profesyonel fotoğraflar çekebilmek için su üstünde kullanılan fotoğraf makinelerini tercih etmek gerekir. Bu cihazlar su almaması için bir çeşit koruma kabının içine yerleştirilir. Housing adı verilen bu sualtı kılıfları sayesinde, bir fotoğraf makinesinin işlevlerinin neredeyse tamamı sualtında da gerçekleştirilebilir. Piyasaya her yeni çıkan sayısal fotoğraf makinesi için o modelin tuşlarına ve kumandalarına uygun bir kılıf üretilmesi gerekli. Her iki yılda yeni bir modelin piyasaya çıktığını varsaydığımızda sualtı kılıflarının ucuz olmayacağı anlaşılır.

IŞIĞI YAKALAMAK

Sadece su üstünde değil, sualtında da fotoğraf çekmenin ana unsuru ışıktır. Çünkü su, derinlere inildikçe renkleri belirli bir sıra ile emer. Sırasıyla kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mor renkleri eksilir. Bu etki iki metre derinlikten itibaren gözlemlenir. Burada şu sorulabilir derinlerde oldukça soluk bir görüntü elde ediyorsak o derinlikte bulunan objelerin gerçek renklerini nasıl ortaya çıkartacağız. Sorunun yanıtı, bir başka ışık kaynağı kullanmaktır. Kaybolan ışığı geri kazanmak amacıyla sualtı aşları üretildi. Ayrıca güçlü H veya E fenerler de bazı konular için yeterli aydınlatma sağlar. Flaşların güçleri de sınırlıdır. Flaşların aydınlatma gücünü gösteren Guide umber katsayısı burada önemli. ine de aşlarla en fazla iki metre uzaklığa kadar objelerin gerçek renklerini görüntüleyebiliriz. Bu mesafe aşıldığında renk kayıpları yeniden ortaya çıkar.


Su içinde türlü organizmaları, partikülleri ve planktonları içeren bir ortamdır. Bu nedenle flaş ile çekim yapıldığında ışık, partiküllere çarpar ve bu parçacıklardan yansıyan ışık fotoğraf görüntüsünde yer alır. Geri yansıma back scatter adı verilen bu etki, tıpkı karlı bir havada kar taneciklerinin flaşla fotoğraflanması gibidir. Sualtında bu durum hiç arzu edilmez. Geri yansımayı önlemek için sualtı aşlarını objeye 45 derece açı ile yerleştirerek çekim yapmak gerekir. Bu sayede hem obje aydınlanmış olacak hem de 45 derece açı ile gelen flaş ışığının yansıması fotoğraf makinesi tarafından görüntülenmeyecektir. Bu işlem sırasında eğer tek bir flaş kullanılırsa görüntüde gölgelerden kaçınılamaz. Bazı kompozisyonlar için bu, istenen bir durumdur. Diğer yandan gölgeler hoş bir görüntü ortaya çıkarmayabilirler. Sorunun çözümü ise basittir. İkinci bir flaş kullanarak daha az ışık gücü ile gölgelik alanlar aydınlatılabilir. Gölgelerin yok edilmesini sağlayan ikincil aşlar dolgu flaşı olarak da adlandırılır.


SNELL’İN PENCERESİ

Sualtında yüzeye yakın bir derinlikte yukarı doğru baktığınızda objektifinize içinde gökyüzünün ve yüzeydeki objelerin yer aldığı dairesel kemer şeklinde oluşmuş bir görüntünün yansıdığını görürsünüz. Bu durum, 1580 ile 1662 yılları arasında yaşamış Hollandalı matematikçi illebrod an oigen Snell’in Kırılma Kanunundan kaynaklanır. Profesör Snell’in anısına atfen, sualtında oluşan ve kırılma etkisi sonucu yüzeyin yarım ay şeklinde görünmesi olayına sualtı fotoğrafçılığında Snell’in Penceresi adı verilir. Snell’in Penceresi birçok başarılı fotoğrafçıya ilham kaynağı olmuştur. Snell’in Penceresi, 12 mm’lik ultra geniş açı objektier kullanıldığında tam daire şeklinde gözlenebilir. Fotoğrafçı bu ilginç kırılma oyununu kullanarak son derece yaratıcı fotoğraar üretebilir. Örneğin denizde tekne, kayık ve kayıktaki balıkçılar, deniz feneri, mendirek gibi yapıları kullanarak Snell’in Penceresi etkisinden yararlanılır. Tatlı suda ise ağaçlar, tepeler Snell’in Penceresi’ne katılarak çekici kompozisyonlar yaratılabilir.